Ctrl + K
Haberler ›

Avrupa'da gençler sokakta: Onları birleştiren ne?

Avrupa'da gençler sokakta: Onları birleştiren ne?
📷 Fotoğraf: BBC Türkçe Basın Arşivi

Geçtiğimiz ay boyunca Avrupa genelinde gençler öncülüğünde gösteriler yapıldı. Peki, bu eylemleri birbirine bağlayan ne? BBC Avrupa Editörü Katya Adler yazdı.

BBC News, Türkçe İçeriğe götür Haberler Kategoriler Haberler Türkiye İran Savaşı Dünya Ekonomi Kadın Sağlık Bilim Teknoloji Türkiye İran Savaşı Dünya Ekonomi Kadın Sağlık Bilim Teknoloji Avrupa'da gençler sokakta: Onları birleştiren ne? Kaynak, Getty

Milano'dan Marsilya'ya, Madrid'e ve Avrupa'nın diğer birçok şehrine kadar sokaklar son haftalarda renkli ve coşkulu protestolarla çalkalandı.

Çoğu barışçıl başlasa da büyük bir kısmı şoke edici şiddet ve yağma sahneleriyle sonuçlandı. Radikal sol grupların kasıtlı isyan çıkardığı iddiaları ve polisin aşırı güç kullanımıyla ilgili haberler de var.

Roma ve Floransa'da binlerce kişinin gösteri yaptığını gördük. Fransa genelinde yüz binlerce kişi sokaklara çıktı. Madrid'de, Eylül sonlarından beri şehir merkezindeki bir meydanı çadırlar işgal etmiş durumda. Lizbon'da, geçtiğimiz günlerde çoğunluğu gençlerden oluşan on binler yürüyüş yaptı.

Brüksel'de, kimliklerini gizlemek için yüzlerini kapatmış siyah giyimli gençlerin polise taş ve havai fişek atmasının ardından, göstericilere karşı göz yaşartıcı gaz ve basınçlı su kullanıldı.

Arnavutluk'ta, hükümetin yolsuzluk yaptığını iddia eden göstericiler, 13 yıldır iktidardaki Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep ediyor.

Kıta, sosyal ve politik açıdan istikrarsız görünüyor.

Yıllarca Avrupa'da hem barışçıl hem de şiddet yaşanan çok sayıda gösterinin haberini yaptım.

2017'deki coşkulu Katalan bağımsızlık yürüyüşlerini, 2015 Yunanistan borç krizi sırasında Atina sokaklarında uçuşan umutsuzluğu ve Molotof kokteyllerini ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ilk görev döneminde yakıt vergisi ve emeklilik reformu önerileriyle tetiklenen şiddet olaylarını çok iyi hatırlıyorum.

Protestolar Avrupa genelinde eş zamanlı patlak veriyor ve hem barışçıl hem de şiddet yanlısı göstericilerin çoğunluğu genç. Bazıları gerçekten çok genç.

Tutuklananlar arasında, şaşırtıcı sayıda reşit olmayan eylemci var. Geçen hafta sonu Barselona'daki arbedelerde gözaltına alınanların yarısından fazlası 18 yaşın altındaydı. İtalya'nın LaPresse haber ajansına göre, Milano'daki çatışmaların ardından gözaltına alınanlar arasında reşit olmayanlar da bulunuyordu.

Avrupa hükümetleri, büyük ölçüde, yağmacılar ve isyancılar ile gürültülü ama barışçıl, yasal yollarla organize edilmiş gösteriler arasında ayrım yapmaya özen gösterdi.

İkincisi genellikle belirli bir amaca odaklanıyor. Mevcut protesto dalgasında, pankartlar ve sloganlar çoğunlukla eğitimdeki şikayetleri, sosyal eşitsizlikleri ve artan geçim sıkıntısını hedef alıyor. Fakat her ülkenin kendine has şikayetleri de var.

Avrupa gençliğinde bu kadar hızlı bir şekilde ortaya çıkan öfkeyi tetikleyen ne oldu? Tüm bu gösteriler bir şekilde birbirine bağlı mı?

Ufukta Avrupa'da büyük seçimler varken, hükümetler nasıl bir yanıt verecek? Protestocuların endişelerini mi dinleyecekler, yoksa yaşlı seçmenlerin desteğini kazanmak için kamu düzeni kartını mı oynayacaklar?

Öğrenciler Fransa, Belçika, İrlanda, İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Sırbistan ve Arnavutluk'ta sokaklara döküldüler.

Gösteriler genellikle TikTok veya Instagram üzerinden son dakika organize ediliyor. Belçika İçişleri Bakanı, protestoların "TikToklaşması" diye adlandırdığı durumdan şikayetçi.

Öğrenci birlikleri yürüyüşlerin düzenlenmesinde rol oynuyor ama aynı zamanda diğer ülkelerdeki, hatta diğer kıtalardaki akranlarının eylemlerinden de ilham alıyorlar.

Hindistan'daki "Hamamböceği" öğrenci hareketini düşünün - eğitim sistemine yönelik eleştirilerle Mayıs ayında ortaya çıkan Z kuşağının sosyal ve siyasi protesto hareketi.

Eylül sonlarında öğrencilerin personel eksikliği ve bakımsız binalardan şikayetle başlattığı protesto dalgasının yaşandığı Fransa, Avrupa'da öne çıkan bir katalizör konumunda.

Komşu Belçika'da şöyle bir söz var: "Paris'te sağanak yağış olduğunda, Brüksel'de en azından çiseler." Brüksel ve Liege kenti de haftalardır protesto gösterileri düzenleyen gençlere sahne oluyor.

Bu hafta sonu Barselona'da öğrenciler, Fransızca "Lycées Indignés" (Öfkeli Liseler) sloganına atfen oluşturulan #InstitutsIndignats sosyal medya etiketi altında gösteri yapmaya teşvik edildi.

Atina'da, 17 yaşındaki öğrenci Yiannis Papanikolaou AFP'ye "Okul binaları berbat ve bakımsız... Bence Fransa sayesinde bir şeyler değişebilir, Fransa Yunanistan'ı teşvik edecektir" dedi.

Kıta genelinde çok sayıda genç tarafından hissedilen bir ekonomik bunalım var ve bu durum eğitimden çok daha öteye uzanıyor.

Çevre konusunda endişeliler ve yapay zekanın iş fırsatlarını ellerinden alacağından korkuyorlar. Artan geçim sıkıntısının eğitimlerini tamamlamalarını engelleyebileceğinden ve aile kurmak için yeterli büyüklükte bir ev satın almalarını veya kiralamalarını önleyebileceğinden endişeliler.

Madrid ve Lizbon'da, konut fiyatlarının aşırı yükselmesi büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Portekiz'de Instagram üzerinden yürütülen kampanyalar "artık yeter" diyerek insanları, İspanya'daki gibi sokaklara çıkmaya çağırdı.

Lizbon'da yaşayan 26 yaşındaki doktora öğrencisi ve biyoloji araştırmacısı Carolina Cruz, kira sözleşmesinin bitimine yaklaştığı için evini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Reuters'e yaptığı açıklamada "Ailemde doktora programına giren ilk kişiyim ve o kadar çalışmama rağmen hâlâ başaramıyorum" dedi.

AFP'ye yaptığı açıklamada, "Fransa'daki gibi ülkeyi kaosa sürükleyemesek veya İspanya'daki gibi tüm yolları kapatamasak bile amacımız en azından insanların bu konular hakkında tekrar konuşmaya başlamasını sağlamak" ifadelerini kullandı.

Ve öfkeli olanlar sadece siyasetin solunda yer alan gençler değil elbette. Geçtiğimiz hafta sonu Fransa'da aşırı sağcı Marine Le Pen'in başkanlık kampanyası lansmanında, genç destekçileri bana endişelerini anlattılar.

Kendilerini "sessiz çoğunluk" olarak adlandıran, henüz gösterilere katılmayan bu gençler, "kontrolsüz göç" ve Fransa sokaklarındaki güvenlik ile geçim sıkıntısı konusunda da derin endişe duyduklarını söylüyorlar.

Bu hoşnutsuzluk dalgası gençlerin ötesine yayıldı ve sendikaları ve Fransa'da Macron'un ilk dönemindeki geçim sıkıntısı krizini protesto eden Sarı Yelekliler hareketini de içine aldı.

Bu hafta sonu, İngiltere'nin güney kıyısındaki Kent'te biri göç lehine, diğeri aleyhine iki protesto düzenlendi.

Bu çeşitli protesto türleri kafa karıştırıcı görünebilir.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü Mark Leonard, Avrupa'da birbiri ardına gelen ve birbiriyle çelişen krizlerin biriktiğini ve bunların hiçbirinin doğru dürüst çözülmediğini söylüyor. Bu birikmiş öfke duygusu şimdi sokaklara taşıyor.

"Bir kriz diğerinin üzerine ekleniyor" diyor.

"2007-2008 mali krizi, 2015 göçmen krizi, çevre krizi, Covid, Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgalinden sonraki enflasyon ve şimdi de Körfez'deki savaş ile birlikte yeniden gelen kriz."

Leonard, bu krizlerden farklı grupların ortaya çıktığını söylüyor.

Sosyal medya tüketimi ve algoritmalar, bu farklı bakış açılarını daha da pekiştirerek Avrupa'da gerçek bir kutuplaşma duygusuna yol açıyor.

"ABD'de halihazırda bunu görüyoruz" diyor. "'Benim krizim seninkinden daha önemli' hissiyatı."

Eski bir İtalyan hükümet danışmanı ve şu anda Johns Hopkins Üniversitesi'nde siyaset profesörü olan Nathalie Tocci, protestolardan veya gençlerin bu protestolara katılımından bu kadar şaşırmamamız gerektiğini söylüyor.

"Gençleri genellikle politik olarak ilgisiz ve kayıtsız düşünme eğilimindeyiz. Oy kullanmaya falan zahmet etmediklerini sanırız ama aslında çok ilgililer" diyor.

"Sadece farklı, daha tabandan yapıyorlar. Birkaç yıl önce Avrupa genelindeki çevre hareketi 'Gelecek İçin Cumalar' veya 7 Ekim'den sonra İsrail'in Gazze'deki saldırılarına karşı yapılan gösterileri düşünün."

Sırbistan'da parlamento seçimlerinde uzun süredir iktidardaki Aleksandar Vučić'i mağlup eden öğrenci öncülüğündeki protesto hareketini örnek gösteriyor.

"Bu gerçekten olağanüstü bir şey. İki yıldan fazla bir süre boyunca aralıksız devam ettiler. Bu yeni ortaya çıkan Avrupa sokak gösterilerinin ne kadar kalıcı olacağı henüz belli değil."

Fransa ve Belçika'daki istihbarat servisleri, yasal olarak onaylanmış protestolardaki yağmalama olaylarını çoğunlukla fırsatçılık olarak nitelendirdi.

Onlara göre yaşananlar, İspanyol yetkililerin Barselona'daki hafta sonu çatışmalarını tanımlamak için de kullandığı "akıl dışı şiddet" ile aşırı sol radikal gruplardan gençlerin kasıtlı başlattığı kargaşanın bir karışımı.

Tocci İtalya'da, bazı İtalyanların, sırf keyif için yıkıma girişenlere (örneğin arabaları parçalayan veya yakanlara) kızdıklarında "maranza" kelimesini kullandıklarını hatırlatıyor.

Fransa'da eylemciler genellikle "casseurs" (eşyaları kıranlar) olarak tanımlanıyor. Ancak bazıları daha politik bir terim olan "racaille" sözcüğünü kullanıyor. İtalya'daki "maranza" gibi, bu da genellikle işçi sınıfı ve/veya göçmen kökenli, kavgacı kentli gençleri tanımlamak için kullanılan aşağılayıcı bir ifade.

Ekim 2005'te dönemin Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy tarafından, Paris'in banliyösü Argenteuil'deki konut projelerine yaptığı gergin geçen bir ziyaret sırasında genç suçluları ve isyancıları tanımlamak için kullanılmıştı.

Fransız medyası ayrıca, aşırı solcu aktivistler ile Fransa'nın dezavantajlı mahallelerinden gelen gençler arasında, gayri resmi veya tesadüfi de olsa, bir tür mantık birlikteliği olup olmadığını sorguladı.

Kapitalizm karşıtı sol gibi, Fransız şehirlerinin eteklerindeki banliyöler olarak bilinen kamu konutlarından gelen gençler de genellikle ayrımcılığa uğradıklarını hissediyor ve polisin aşırı sert davrandığından şikayet ediyorlar.

Fransa'da Macron da dahil sağ ve merkez siyasi kanat, solcu radikal grupları ve "suçluları" eylemleri planlamaktan sorumlu tutuyor.

Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi'nin tersine, geçmişteki veya günümüzdeki göçle doğrudan bir bağlantıdan bahsetmediler.

Avrupa'daki göçmen karşıtı partiler, isyanlardan siyasi puan kazanmak için faydalanmaya çalışmakla suçlanıyor.

Belçika'da, göçmen karşıtı muhalefet Flaman milliyetçi partisi Vlaams Belang, Liège ve Brüksel'deki şiddetten göçmenleri sorumlu tuttu ve isyanları "ithal" diye nitelendirdi. Belçika İçişleri Bakanı Bernard Quentin ise aşırı sol grupları işaret etti.

Önümüzdeki günlerde Fransa ve İtalya'da yeni kitlesel gösteriler planlanıyor.

Hükümetler şiddeti bastırmaya çalışıyor. Binlerce kişi tutuklandı ve İtalya ile Fransa, şiddet eylemlerine başvuranlardan yıktıklarının parasını talep edeceğini açıkladı.

İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni de, çocuklarının neden olduğu zararlardan dolayı ebeveynleri sorumlu tutuyor ve ailenin aldığı sosyal yardımdan kesinti yapılmasını öngörüyor. Fransa'daki Medeni Kanun zaten çocuklarıyla birlikte yaşayan ebeveynleri, çocuklarının neden olduğu zararlardan sorumlu tutuyor.

Ancak bu Avrupa hükümetlerinden bazılarının uzun süre iktidarda kalması mümkün olmayabilir. Tüm büyük AB ülkeleri önümüzdeki aylarda önemli seçimler yapacak.

Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimi Avrupa için en kritik oylama olarak kabul ediliyor. Le Pen, anketlerde sürekli önde gidiyor. Fransız sokaklarındaki huzursuzluğun, partisinin hukuk ve kamu düzeni mesajı sayesinde Le Pen'e yardımcı olduğu düşünülüyor.

İspanya, İtalya, Almanya ve Polonya'da da milliyetçi, göçmenlere karşı sert tutum sergileyen partiler anketlerden iyi sonuçlar alıyor. Bu partiler kamu düzenini ve ulusal gururu yeniden tesis etmeyi vaat ediyor.

Leonard, sol ve sağdaki popülist veya geleneksel olmayan partilerin, Avrupa'daki çalkantılı durumu kullanarak, memnuniyetsiz seçmenleri cezbetmek için "kriz girişimcileri" gibi davrandıklarına inanıyor.

Bu arada, Chatham House düşünce kuruluşunun Avrupa direktörü Grégoire Roos'a göre, Avrupa'nın ana akım siyaseti bir liderlik kriziyle karşı karşıya.

Bence aynı zamanda meşruiyet kriziyle de karşı karşıyalar. Hem gençlerin hem de yaşlıların bu kadar çok sayıda protesto gösterisine katılması, kontrolü sağlayamadıklarını gösteriyor.

22 Ekim 2026 Fransa'daki protestolar Belçika'ya sıçradı: 64 kişi gözaltına alındı 30 Haziran 2023 Haberin sonu

Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. Yapay zekayı nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi burada .

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER İsrail Basını: ABD Seçim Sonuçları Tel Aviv-Washington İlişkilerini Yeniden Şekillendirebilir
Haberler ›

İsrail Basını: ABD Seçim Sonuçları Tel Aviv-Washington İlişkilerini Yeniden Şekillendirebilir

İsrail Basını: ABD Seçim Sonuçları Tel Aviv-Washington İlişkilerini Yeniden Şekillendirebilir
📷 Fotoğraf: TRT Haber Basın Arşivi

İsrail basınındaki analizde, ABD'deki Kongre güç değişimlerinin İran politikası ve iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri etkileyebileceği vurgulandı.

Jerusalem Post gazetesinde yayımlanan "ABD'de Demokratik tsunami: Cumhuriyetçilerin yenilgisinden sonra İsrail'in karşı karşıya olduğu üç büyük zorluk" başlıklı analiz haberinde, seçim sonuçlarının İsrail'e muhtemel etkileri ele alındı.

ABD ara seçim sonuçlarının Washington yönetiminin İran politikasından ABD-İsrail ilişkilerine kadar birçok alanda etkili olabileceği ve İsrail-ABD ilişkisini yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekilen makalede, "Bu yenilgi, Demokrat Parti içinde İsrail, İran'la savaş ve Tel Aviv ile Washington arasındaki stratejik ilişki konusunda geniş kapsamlı değişimlerin yaşandığı bir dönemde geldi." ifadelerine yer verildi.

Makalede, seçim sonuçlarının özellikle ABD Başkanı Trump'ın İran politikasını, Kongre'deki güç dengelerini ve 2028 başkanlık seçimlerini etkileyebilecek üç önemli gelişmeyi beraberinde getirdiği ifade edildi.

Demokrat Parti içinde İsrail'e yönelik tutumun değiştiğine dikkati çekilen makalede, bu değişimin Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ilişkilerin geleceği açısından önem taşıdığı vurgulandı.

Analizde, İran'la yaşanan savaşın Cumhuriyetçi Parti açısından seçim sürecinde önemli bir siyasi maliyet oluşturduğu değerlendirmesine yer verildi.

Cumhuriyetçilere yakın medya kuruluşu Fox News'in yorumcularının dahi seçim sonuçlarının "savaş olmasaydı çok daha farklı olabileceğini" dile getirdiği aktarılan makalede, Trump'ın da İran meselesinin seçim yenilgisinde etkili olduğunu "İran'ın kayıpta payı vardı" diyerek kabul ettiği belirtildi.

Sandık çıkışı anketlerinde katılımcıların yüzde 62'sinin İran savaşına karşı olduğunu bildirdiği aktarılan analiz haberde, "Trump'a verilen siyasi mesaj açık: Amerikan halkı Orta Doğu'da uzun sürecek bir savaşa daha pek sıcak bakmıyor. Peki Başkan bu mesajı politikaya nasıl yansıtacak?" sorusu soruldu.

Analizde, Trump yönetiminin önünde iki muhtemel senaryonun bulunduğu ifade edildi. İlk senaryoya göre Trump, diplomatik girişimleri yoğunlaştırarak Tahran'la müzakerelerde taviz verebilir ve muhtemel bir anlaşmayı ABD'yi çatışmadan çıkaran "diplomatik bir başarı" olarak sunabilir.

İkinci senaryonun ise savaşın "kısa süreli ancak etkili" bir operasyonla sona erdirilmesini içerebileceği ve böyle bir adımın Trump'a "zafer" ilan etme, ABD'nin "hedeflerine ulaştığını" açıklama ve ülkesinin bölgedeki askeri varlığını hızla azaltma imkanı sağlayabileceği değerlendirildi.

Buna karşılık her iki senaryoda da İsrail'in çıkarlarının Beyaz Saray'ın öncelikleriyle örtüşmeyebileceğine dikkat çekilen analizde, bu durumun iki ülke arasındaki ilişkilerde başlıca gerilim kaynaklarından biri haline gelebileceği ifade edildi.

Analizde, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğu kaybetmesinin İsrail açısından önemli sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Demokrat Parti içerisinde İsrail'e yaklaşıma, İran savaşı ve ABD-İsrail stratejik ilişkisine ilişkin görüşlerin değiştiğine işaret edilen makalede, Kongre'deki yeni siyasi dengenin Washington'ın İsrail politikasına yansıyabileceği ifade edildi.

Analizde ayrıca, Demokrat Parti içinde ABD'nin İsrail'e askeri yardımının azaltılması, yardımların belirli siyasi koşullara bağlanması ve iki ülke arasındaki özel ilişkinin yeniden değerlendirilmesi yönündeki çağrıların giderek daha fazla destek bulduğu belirtildi. Daha önce parti içinde sınırlı bir kesim tarafından savunulan bu görüşlerin artık daha görünür hale geldiğine işaret edildi.

Analizde, seçim sonuçlarının İsrail açısından en önemli uzun vadeli etkilerinden birinin 2028 ABD başkanlık seçimleri olabileceği değerlendirmesine yer verildi.

Demokrat Parti içerisinde İsrail'e yönelik tutumun değiştiği belirtilen makalede, bu değişimin 2028 başkanlık yarışı öncesinde ABD'nin Orta Doğu politikasına ilişkin tartışmaları şekillendirebileceği kaydedildi.

Özellikle İsrail'in Filistinlilere yönelik soykırımına ve İsrail'in ABD siyasetindeki etkisine karşı yüksek sesle itiraz eden Zohran Mamdani ve Abdul El-Sayed gibi isimlerin siyasi başarılarının diğer Demokrat adaylara örnek olabileceği kaydedilen analizde, 2028 başkan adaylarının geçmiş seçim dönemlerine kıyasla İsrail konusunda daha eleştirel bir tutum benimseyebileceği değerlendirildi.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER İsrail'de Seçim Sonuçları Resmiyet Kazandı: Koalisyon Belirsizliği Sürüyor
Haberler ›

İsrail'de Seçim Sonuçları Resmiyet Kazandı: Koalisyon Belirsizliği Sürüyor

İsrail'de Seçim Sonuçları Resmiyet Kazandı: Koalisyon Belirsizliği Sürüyor
📷 Fotoğraf: TRT Haber Basın Arşivi

İsrail Merkez Seçim Komitesi, 27 Ekim'de gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin resmi sonuçlarını onayladı.

Komiteden yapılan açıklamada, 26'ncı İsrail Meclisi seçim sonuçlarının onaylanmasına ilişkin oylamada 15 üyenin lehte, 14 üyenin çekimser, 2 üyenin ise aleyhte oy kullandığı bildirildi.

İsrail Merkez Seçim Komitesinin onayıyla resmileşen sonuçlara göre 120 sandalyeli İsrail Meclisinde, Likud Partisi lideri Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloğunun 53, Yashar Partisi lideri eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot öncülüğündeki muhalefet bloğunun 48 milletvekiline ulaştığı kesinleşti.

Seçimlerden büyük başarıyla çıkan İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Ortak Liste ve Raam Partileri, İsrail Meclisinde 19 milletvekiliyle temsil edilecek.

Kesinleşmiş sonuçlara göre milletvekili dağılımı şu şekilde olacak:

Likud 27, Yashar 21, Birlikte Listesi 12, Ortak Liste 11, Demokratlar 8, Raam 8, İsrail Evimiz 7, Yahudi Gücü 7, Birleşik Tevrat Yahudiliği 7, Şas 6 ve Dini Siyonizm 6.

Merkez Seçim Komitesi Başkanı Noam Solhberg, "Siyasi çalkantılar, sürprizler ve şiddetli anlaşmazlıklar, seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi gerektiği şeklindeki temel mutabakatı hiçbir zaman sarsmamıştır." ifadeleriyle seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Solhberg'in resmi sonuçları kısa süre sonra İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'a sunacak ve Herzog partilerle koalisyon kurulması yetki vermeden önce için istişare toplantılarına başlayaca

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER Inter savunmacısı Bisseck'ten Şampiyonlar Ligi'nde jeneriklik gol
Haberler ›

Inter savunmacısı Bisseck'ten Şampiyonlar Ligi'nde jeneriklik gol

Inter savunmacısı Bisseck'ten Şampiyonlar Ligi'nde jeneriklik gol
📷 Fotoğraf: Goal.com Basın Arşivi

Inter forması giyen Yann Aurel Bisseck, Şampiyonlar Ligi'nde attığı şık golle dikkatleri üzerine çekti.

Yann Aurel Bisseck, gol sevinciyle eleştirmenleri sustururken attığı golle de Jürgen Klopp'a güçlü bir adaylık mesajı verdi.

Yann Aurel Bisseck, ceza sahası yakınlarında aldığı pasın ardından bir forvet gibi kendi etrafında döndü ve topu şık bir vuruşla uzak köşeye gönderdi. Tıpkı Michael Olise'nin Bayern Münih'te yapmayı çok sevdiği gibi.

Ancak Inter Milan'ın savunmacısı, Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk golünün kariyerinin en güzel golü olmadığını söyledi. Bisseck'e göre bu gol daha çok "ilk 7" arasına girerdi.

Buna karşılık, İtalya şampiyonunun Feyenoord Rotterdam deplasmanında aldığı 3-0'lık (2-0) galibiyetin 8. dakikasında gelen 1-0'lık gol çok daha önemliydi. Şehirdeki rakibi AC Milan'a karşı oynadığı "Derby della Madonnina"da aldığı 3-1'lik yenilginin ardından Nerazzurri mutlaka bir reaksiyon göstermek istiyordu. Bunu, gol sevincinde işaret parmağını ağzına götüren Bisseck'in de katkısıyla başardı.

"Doğru cevap bu. Acı bir yenilginin ardından böyle bir reaksiyon göstermek güzel. Asla kaybetmek istemiyoruz ama bazen oluyor. Bugün iyi iş çıkardık. İnsanların ne söylediği önemli değil" diyen Bisseck, Inter ile gelecek maçta VfB Stuttgart'ı ağırlayacak (25 Kasım).

Köln doğumlu oyuncu, performansıyla perşembe günü teknik direktör Jürgen Klopp tarafından yaklaşan Uluslar Ligi maçları için millî takıma çağrılmak adına da güçlü bir adaylık ortaya koydu. Eylül sonunda Yunanistan'a karşı Klopp yönetiminde millî takımdaki ilk 11 deneyimini yaşamış ve moral bozucu 1-0'lık yenilgide iyi performans gösteren az sayıdaki oyuncudan biri olmuştu.

O dönemde "Kendime yükleyeceğim pek bir şey yok ama bence bir maçı kaybettiğinizde kendi performansınız o kadar önemli olmuyor" demişti. Uzun boylu savunmacı, yeni millî takım teknik direktörü Jürgen Klopp'un iç sahadaki ilk maçında öne çıkan az sayıdaki isimden biriydi. 25 yaşındaki oyuncu, millî takımdaki henüz ikinci maçında kusursuz bir performans sergilemiş, ikili mücadelelerde son derece sağlam ve hava toplarında etkili görünmüştü.

Bisseck alçakgönüllülükle "Sanırım fena değildi" demişti. "Takıma yardım etmek için elimden gelen her şeyi yaptım" diye eklemişti. Ancak bu, "yeterli olmamıştı".

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER Ollie Watkins'in eşi, güvenlik endişeleri nedeniyle Suudi Arabistan'dan ayrıldı
Haberler ›

Ollie Watkins'in eşi, güvenlik endişeleri nedeniyle Suudi Arabistan'dan ayrıldı

Ollie Watkins'in eşi, güvenlik endişeleri nedeniyle Suudi Arabistan'dan ayrıldı
📷 Fotoğraf: Goal.com Basın Arşivi

Aston Villa'dan Al Hilal'e transfer olan Ollie Watkins'in eşi Ellie, bölgedeki gerginlikler nedeniyle çocuklarıyla birlikte Birleşik Krallık'a döndü.

İngiliz forvet Ollie Watkins'in eşi Ellie, Arap bölgesinde son dönemde yaşanan güvenlik durumu ve gerginlikler nedeniyle Suudi Arabistan'dan ayrılıp Birleşik Krallık'a dönme kararı aldı.

Bu gelişme, İngiliz oyuncunun Aston Villa'dan 60 milyon sterlinlik bir transferle Suudi ekibi Al Hilal'e geçmesinden yalnızca birkaç ay sonra geldi.

Watkins'in eşi, " Marca " gazetesinin aktardığına göre şunları söyledi: "Bazı gelişmeler oldu, ben Birleşik Krallık'a döndüm ve bir süre burada kalmayı umuyorum. Bunun tam olarak ne kadar süreceğini bilmiyorum, ancak Suudi Arabistan'daki çatışmalar ve mevcut durum göz önüne alındığında, işler yatışana kadar burada kalmaya karar verdik."

Ve ekledi: "Yeniden bir araya gelebilene kadar çocuklarıma bir nebze normal bir hayat garanti etmek için bu adımı atmam gerektiğini hissettim."

Öte yandan Watkins, eşi ve çocuklarının önümüzdeki dönemde kendisinden uzak olmasına rağmen Al Hilal'deki kariyerine devam edecek. Oyuncu, yolculuğunu tamamlamak için Suudi Arabistan'da kalacak; kendisinin yıllık 24 milyon sterlinlik bir maaş aldığını da belirtelim.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →