Ctrl + K
Haberler ›

Susurluk skandalı 30 yaşında: 3 Kasım 1996'daki kazanın yakın tarihteki dönüm noktası

Susurluk skandalı 30 yaşında: 3 Kasım 1996'daki kazanın yakın tarihteki dönüm noktası
📷 Fotoğraf: BBC Türkçe Basın Arşivi

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde bir dönüm noktası olan Susurluk kazasının üzerinden 30 yıl geçti. 3 Kasım 1996'daki olay ve etkileri.

Bu haber BBC Türkçe'de ilk kez 2021 yılında yayımlanmıştı.

3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen trafik kazası, Türkiye'nin yakın tarihi açısından önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.

Bu tarihte, Balıkesir'in Susurluk ilçesinde dört kişiyi taşıyan Mercedes marka bir otomobil, benzin istasyonundan çıkmakta olan bir kamyona çarptı.

Otomobildeki üç kişi yaşamını yitirdi, bir kişi ise sağ kurtuldu.

O dönemde kamuoyuna ‘sızan’ veya sonradan hazırlanan bazı raporlar, devletin içinde uzun yıllardır bir ‘çetenin var olduğunu’ ve özellikle 1990'larda PKK ile mücadele için oluşturulan bazı birimlerin zamanla faili meçhul cinayetler, mafya hesaplaşmaları ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi bir dizi suça bulaşan bir yapıya dönüştüğünü iddia ediyordu.

Susurluk kazasıyla yaşanan gelişmeleri, ortaya çıkan tartışmaları ve olayın bugünlere kadar uzanan etkilerini inceledik.

Susurluk'ta seyir halindeki bir otomobil, 3 Kasım 1996'da benzin istasyonundan çıkmakta olan bir kamyonun altında kaldı.

Aracın içinde bulunan eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, Gonca Us ve Mehmet Özbay olay yerinde hayatını kaybetti.

Dönemin Doğru Yol Partisi Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ise yaralı kurtuldu.

Olayın hemen ardından Mehmet Özbay kimliğini taşıyan kişinin birçok suçtan Uluslararası Polis Teşkilatı (Interpol) tarafından aranan Abdullah Çatlı olduğu anlaşıldı.

Böylece bu olayı, basit bir trafik kazası olmaktan çıkaran bir süreç başladı.

Zira Çatlı, özellikle 1970'lerdeki bir dizi karanlık olayla bağlantılı bir isimdi.

Çatlı, 1 Şubat 1979'daki Abdi İpekçi Suikastı ve Papa İkinci Jean Paul Suikastı'nın faili Mehmet Ali Ağca'nın Maltepe Cezaevi'nden kaçırılması, 11 Temmuz 1978'de Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi ve tarihe ‘Bahçelievler Katliamı’ olarak geçen, 1978'de Türkiye İşçi Partisi üyesi yedi öğrencinin Ankara’da öldürülmesi gibi olaylarla ilgili olarak aranıyordu.

Araçtakilerden eski manken Gonca Us’un Çatlı ile ilişkisi bulunuyordu.

Otomobili kullanan ve kaza anında hayatını kaybeden bir diğer isim Hüseyin Kocadağ da daha önce meslekten ihraç edilmiş ancak mahkeme kararıyla geri dönmüş ve dönem dönem bazı organize suç örgütleri ile bağlantıları hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmış bir isimdi.

Sedat Bucak da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde ağırlığı olan ‘Bucak Aşireti’nin lideri olarak biliniyordu.

Bu aşirete bağlı korucular 1990'lı yıllarda PKK ile mücadelede kolluk güçlerinin yanında hareket eden gruplar arasında yer alıyordu.

Otomobilin içindeki kişilerin kimliği, kazayla birlikte ‘mafya-siyaset-devlet’ üçgeninde, aslında öncesinde de konuşulan ancak ispatlanamayan bir dizi karmaşık ama karanlık ilişkinin su yüzüne çıkmasını tetikledi.

Kazayla ortaya çıkan görüntü, olaydan kısa süre önce kamuoyuna ‘sızan’ ve ‘İkinci MİT Raporu’ olarak bilinen belge ile de örtüşüyordu.

Bu ilişkiler ağı bugün de halen tartışmaların odağında bulunuyor.

Susurluk kazası ve ardından ortaya çıkan ilişkiler ağı, uzunca süre hem siyasetin hem de kamuoyunun gündemindeydi.

Kazanın ardından bazı basın kuruluşları ve gazetecilerin yaptıkları araştırmalar bir dizi ciddi iddianın ve ilişki ağının ortaya çıkmasına neden oldu.

Kamuoyunda oluşan tepkinin neticesinde, bu ilişkilerin açığa çıkarılması, devlet içerisinde yasadışı faaliyetlerde bulunan bir yapının olduğu iddialarının araştırılması ve suçluların cezalandırılması talebiyle ‘Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi’ başlatıldı.

Sivil toplum kuruluşlarının girişimiyle başlatılan eylemler kapsamında saat 21.00'de ışıkların bir dakika boyunca açılıp kapatılması öngörülüyordu. Daha sonra yürüyüş gibi başka kitlesel eylemler de düzenlendi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) ise Susurluk Araştırma Komisyonu kuruldu.

Yapılan araştırmalar, bu karmaşık ilişkilerin merkezinde dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın olduğuna işaret ediyordu.

Ağar, kazadan kısa bir süre sonra görevinden istifa etti.

Ancak istifa gerekçesi, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın Libya gezisine tepki ve kızının sağlık durumu olarak aktarıldı.

Meral Akşener ise kendisinden görevi devralırken, "Ağar'ın yükselttiği çıta aşağı düşürülmeyecektir" dedi.

Ağar, 16 Ocak 1997'de TBMM'deki Susurluk Komisyonu'nda soruları yanıtladı.

Bazı kritik sorulara, bunların yargıya intikal ettiğini belirterek cevap vermedi.

Bazı konuları hatırlamadığını söyledi.

Ağar bir dönem devlet içinde kendisine "terörle" ilgili olarak, "Bu işi bitirin de ne yaparsanız yapın Allah aşkına" dendiğini söyledi.

Devlete hizmet vurgusu yaptı ve "Bir tek düstur öğrenmişiz, boğazımızdan geçmemek kaydıyla her türlü riski de sırtımızda taşımak suretiyle, devlete, millete hizmet etmişizdir" dedi.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı, Ağar ve Bucak hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle fezleke hazırladı.

Dokunulmazlıkları kaldırılan iki isim hakkında ‘cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak’ suçlamalarıyla iddianame hazırlanıp dava açıldı.

Ağar, 1998 yılında DGM'de sanık sıfatıyla ifade verdi.

Üç saat süren ifadesinde birçok soruyu ‘devlet sırrı’ olduğu gerekçesiyle yanıtlamadı ve davaya konu birçok olayın yaşandığı tarihte bakan olduğu gerekçesiyle ancak Yüce Divan'da yargılanabileceğini savundu.

DGM, önce "görevsizlik" kararı verdi. Ancak bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Bunun üzerine DGM bu kez ‘yargılanmanın durdurulmasına’ hükmetti.

TBMM Soruşturma Komisyonu da Ağar'ın Yüce Divan'a sevkine gerek olmadığına karar verdi.

Böylece bu aşamada Ağar hakkında Susurluk bağlantılı yargı süreçleri de sona ermiş oldu. Ta ki 2011 yılına kadar.

Bu kez Ankara Özel Yetkili 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında ‘suç örgütü yöneticisi’ olduğu iddiasıyla açılan davada Ağar'ı beş yıl hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti.

Aydın'da bulunan cezaevinde bir yıl dört gün yattıktan sonra denetimli serbestlikle tahliye edildi.

Cezaevi çıkışında bekleyen gazetecilere konuşurken "devlet" kavramına başvurdu: "Devlet 'Gel' dedi geldik, 'Git' dedi gittik."

Ağar, yıllar içinde yaptığı açıklamalarda hayatı boyunca hiçbir gayri resmi emir vermediğini savundu.

Mafya-emniyet-devlet üçgeninde var olduğu öne sürülen ilişkilerle ilgili iddialar her ne kadar Susurluk kazası ile gündeme gelmiş olsa da devletin bazı makamları tarafından çok öncesinden kayıtlara geçirilmişti.

Ayrıca Susurluk kazası sonrasında da hazırlanan çok sayıda rapor ve araştırmada da birçok önemli bulguya yer verildi.

Bu raporlarda yer alan bulgular devletin içerisinde uzun yıllardır bir ‘çetenin var olduğunu’ ve özellikle özellikle 1990'larda PKK ile mücadele için oluşturulan bazı birimlerin zamanla faili meçhul cinayetler, mafya hesaplaşmaları ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi bir dizi suça bulaşan bir yapıya dönüştüğünü iddia ediyordu.

Bu tür raporlardaki bilgilerin önemli bir bölümü birbiriyle parallellik gösteriyor.

'Birinci MİT Raporu’ : Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Güvenlik Dairesi Müdürü Mehmet Eymür tarafından 1988 yılında hazırlandı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a sunulan bu raporda ‘yeraltı dünyası, polis ve kamu görevlileri’ arasındaki bağlantıya ilişkin bulgular yer alıyordu.

Yirmi üç sayfalık raporda, suç örgütlerinin Özal'a karşı siyasi arenada girişimlerde bulunduğu, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan ve İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar'ın ‘yeraltı dünyasıyla ilişkileri olduğu’ iddia ediliyordu.

Birinci MİT raporu olarak tanımlanan rapor, çeşitli basın kuruluşlarını gezdikten sonra kamuoyuna sızdı.

Raporu kamuoyuna duyuran, başında o dönemin yasaklı siyasetçisi Doğu Perinçek'in bulunduğu 2000'e Doğru dergisiydi.

Birçok yorumcuya göre belge, devletin MİT ve Emniyet merkezli iki kanadının çatışmasının sonucuydu.

İddialara göre MİT kanadında Hiram Abas, Mehmet Eymür ve sonradan Ağar'a yakınlaşacak Korkut Eken gibi isimler, Emniyet kanadında ise Şükrü Balcı, Ünal Erkan ve Mehmet Ağar vardı.

Bu raporun basına sızmasının ardından Mehmet Eymür ve Hiram Abas görevlerini bıraktı.

Rapordaki bilgilerin kaynağı olduğu öne sürülen Tarık Ümit, 1995'te kaçırıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

‘İkinci MİT Raporu ’: İlk rapor nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Eymür, 1995 yılında MİT'e Kontrterör Daire Başkanı olarak geri döndü.

Bu dönemde ortaya çıkan ve kamuoyunda ‘ikinci MİT raporu’ olarak bilinen belgeyi Eymür'ün kaleme aldığı öne sürüldü.

Raporda, PKK ve bazı sol örgütlerle mücadele etme "kisvesi altında" başta Abdullah Çatlı olmak üzere Haluk Kırcı, Sami Hoştan ve Yaşar Öz gibi haklarında cinayet ve uyuşturucu kaçaklığı gibi bir dizi suçlama bulunan isimlerin, bir örgüt oluşturduğu iddia edildi.

Rapor, dönemin İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından Eylül 1996'da, yani Susurluk kazasından yaklaşık 1,5 ay önce düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.

Özellikle eski başbakan Tansu Çiller ve Mehmet Ağar hakkında önemli ifadeler içeren rapor, “Emniyet Genel Müdürlüğü'nce PKK ve Dev-Sol'a karşı faaliyetler için kullanılıyor görüntüsü ile özel bir suç ekibi teşkil edilmiştir” cümlesiyle başlıyordu.

İkinci cümlede, “Tehdit, gasp, haraç, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet gibi suçların içinde olan bu grup genellikle eski Ülkücülerden teşekkül etmiştir” deniyor ve ardından ekleniyordu:

“Grup doğrudan Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a bağlı olup Em. Gn. Md. Müşaviri Korkut Eken tarafından sevk ve idare edilmektedir.”

Bu arada raporda, Sedat Peker'in de ismi "Ülkücü faaliyetler" notuyla yer alıyordu.

Kazadan önce yayımlanan bu rapordaki iddialar daha sonra hem Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş hem de TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarında detaylı bir şekilde incelenecekti.

‘Üçüncü MİT Raporu ’: Susurluk kazasının ardından dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal tarafından hazırlanıp 17 Kasım 1996'da o dönemki Başbakan Necmettin Erbakan'a ‘kişiye özel’ olarak gönderildiği öne sürülüyor.

Susurluk kazası sonrası TBMM Araştırma Komisyonu bu raporu talep etti ancak gönderilmedi.

Ekleriyle birlikte 223 sayfayı bulan bu raporun tam metninin ancak 2013 yılında yayımlanan bir kitapla gün yüzüne çıktığı iddia ediliyor.

Dönemin İşçi Partisi’nin çizgisindeki Kaynak Yayınları tarafından ‘MİT’in Çiller Örgütü Raporu’ adıyla yayımladığı kitapta yer alan metinde, “devlet içindeki kontrolsüz güçlerin varlığından, istihbaratta ve örtülü operasyonlarda çokbaşlılığın bulunduğundan” bahsediliyordu.

“Kontrolsüz güçlerin, bazı siyasi güçlerce veya kişilerce desteklendiğini, devlet adına yapıldığı öne sürülen işlerde dahi büyük miktarlarda maddi çıkarların söz konusu olduğunu (A. Çatlı'nın şirketleri ve mal varlığı gibi) gösterecek nitelikte emarelerin çıkmasına neden olduğu” belirtiliyordu.

Kutlu Savaş raporu : Bu rapor da 1998 yılında Başbakan Mesut Yılmaz'ın talebiyle hazırlandı. O dönemki Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı ve ekleriyle birlikte 240 sayfayı bulan raporda Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan iddialar mercek altına alındı.

Raporda, Susurluk kazası meselesinin "bir bütün ve olaylar zincirinden ibaret" olduğu belirtildi; suikast ve bombalama gibi bir dizi faili meçhul olayların Susurluk kazası sonrası "adeta bıçakla kesilir gibi durduğuna" dikkat çekildi.

“Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma içerisinde PKK ile mücadele için oluşturulan bazı grupların zamanla suça bulaştığı” yönünde değerlendirmelere yer verildi.

Kamu kurumlarının bilgi vermede arzulu ve istekli olmadığına dikkat çekilen raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün "çete oluşumlarına karşı genel bir mücadeleye sevk edilmesi" gerektiği vurgulandı.

TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu: Kazanın ardından TBMM'de bir araştırma komisyonu kuruldu ve bu komisyon dört aylık bir çalışmanın ardından bir rapor yayımladı.

Raporda, devletin içinde "yuvalanan çeteler" olduğu belirtilirken, bazı devlet kurumlarının da bu yapıları desteklediği sonucuna varıldı.

Raporun değerlendirme bölümünde şu ifadelere yer verildi:

"Bütün bu gelişmeler sonucunda, çağdaş anlamda hukuk devleti olma yapısından uzaklaşılmış ve devlet içinden de yandaşlar, işbirlikçileri olan yasadışı güçler oluşumuna ve bu güçlerin yasal olmayan şekilde yukarıda belirtilen alanlardan büyük kazançlar sağlamalarına olanak sağlanmıştır. Bu örgütler amaçlarına ulaşmak için, her türlü yasadışı faaliyeti yapar hale gelmiştir.

"Olayların üzerine gidecek devlet görevlilerinin ve vatandaşların güvenliği yeterince sağlanamamış ve söz konusu yasal olmayan güçler her türlü yasal olmayan işlerini kolaylıkla yapar hale getirilmiştir.

"Olayların bu şekilde gelişmesinde, devletimiz adına kamu görevlilerince yapılan bir kısım işlemlerin devlet sırrı kavramı altında saklanması etkili olmuştur. Buna, Korkut Eken'in ‘Silahları nereye verdiğimi söyleyemem. Çünkü devlet sırrıdır' demesi bir örnek oluşturmaktadır."

TBMM Araştırma Komisyonu'nun raporunda da bahsi geçen silahlar konusu da Susurluk kazasıyla birlikte gündeme gelen ancak halen tam olarak aydınlatılamamış konular arasında yer alıyor.

Susurluk'ta kaza yapan araçta bir adet Beretta marka silah ve susturucu bulundu.

Yapılan incelemelerde bu silahın Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde göründüğü ortaya çıktı.

İnceleme derinleştirildikçe İsrail tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen Uzi ve Beretta marka yaklaşık 30 silahın çok büyük bir bölümünün kayıp olduğu anlaşıldı.

Yapılan balistik incelemeler, kayıp silahların markasıyla örtüşen silahların 1990'lı yıllardaki bazı suikastlarda kullanıldığına işaret etti.

Yargılama süreçlerinde bu silahların o dönem Özel Harekat Daire Başkanlığı'na verildiği ortaya çıktı.

Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü, resmi yazışmalarda bu silahların envanterinde yer almadığını bildirdi.

Kayıp silahlar konusu, 2010'ların başındaki Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında da gündeme geldi.

O dönem bu silahlar için bazı yerlerde kazı çalışmaları yapıldı ancak silahlar bulunamadı.

Mehmet Ağar, 2012 yılında TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na o dönem tutuklu bulunduğu Aydın Yenipazar Cezaevi'nde bir ifade verdi.

Ağar silahlarla ilgili, “O silahlar Başbakanlık'tan doğrudan izinle alındı. Terörle mücadele için gerekliydi. Bunların kaydı tutulmaz. Her devlet bu tür şeyleri yapar. Bu tür silah alımları her devlette olur” dedi.

Silahların akıbeti halen netlik kazanmış değil.

Susurluk kazasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen ‘mafya-siyaset-devlet’ arasında ilişkiler tartışılmaya devam ediyor.

© 2026 BBC. BBC, link verilen internet sitelerinin içeriğinden sorumlu değildir. Link verilen internet sitelerine yaklaşımımız.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER Tata Motors, İtalyan ticari araç üreticisi Iveco'nun çoğunluk hissesini devraldı
Haberler ›

Tata Motors, İtalyan ticari araç üreticisi Iveco'nun çoğunluk hissesini devraldı

Tata Motors, İtalyan ticari araç üreticisi Iveco'nun çoğunluk hissesini devraldı
📷 Fotoğraf: DonanımHaber Basın Arşivi

Hintli otomotiv dev Tata Motors, 3,91 milyar avroluk dev anlaşmayla İtalyan üretici Iveco'nun hisselerinin yüzde 89,42'sini satın alarak şirketin kontrolünü resmen ele geçirdi.

Otomotiv dünyasına ilişkin gelişmeleri yakından takip eden Barış, DonanımHaber okurlarına otomobil haberleri çoğunlukta olmak üzere Türkiye gündemine ilişkin içerikler de aktarıyor.

Seslendirme ve özetler yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Hintli Tata Motors , Iveco’yu satın alma sürecindeki ilk hisse devir ve ödeme aşamasını tamamladı. Hollanda merkezli iştiraki TML CV Holdings üzerinden Iveco sermayesinin yaklaşık yüzde 89,42’sine sahip olan şirket, İtalyan üreticinin kontrolünü resmen ele geçirdi. 2027 MTV ne kadar olacak? MTV zam hesaplama 23 sa. önce eklendi Tata, Temmuz 2025’te açıkladığı hisse başına 14,10 euroluk teklifini , ekim ayında 14,40 euroya yükseltmişti.

Böylece işlemin toplam değeri yaklaşık 3,91 milyar euroya çıktı. Kalan hissedarlar için teklif süreci 6 Kasım’a kadar devam edecek. Bu döneme ilişkin işlemlerin 13 Kasım’da tamamlanmasıyla Tata’nın payı daha da artabilecek.

Tata ve Iveco’nun birleşen ticari araç faaliyetlerinin yıllık 590 binin üzerinde araç satışı ve yaklaşık 21 milyar euro ciroya ulaşması bekleniyor. Satın alma, Tata’ya Avrupa’da üretim tesisleri ve güçlü bir satış ağı kazandırırken gelirlerinin büyük bölümünü Avrupa’dan elde eden Iveco’nun farklı pazarlara açılmasını destekleyecek.

Iveco’nun savunma faaliyetleri ise satın almaya dahil değil. Bu bölüm, daha önce yaklaşık 1,6 milyar euro karşılığında Leonardo’ya satılmıştı.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER Al Riyadh ile Al-Fayha, Kral Kupası son 16 turunda kozlarını paylaşacak
Haberler ›

Al Riyadh ile Al-Fayha, Kral Kupası son 16 turunda kozlarını paylaşacak

Al Riyadh ile Al-Fayha, Kral Kupası son 16 turunda kozlarını paylaşacak
📷 Fotoğraf: Goal.com Basın Arşivi

Kral Kupası son 16 turunda Al Riyadh, sahasında Al-Fayha'yı konuk ediyor. Çeyrek final biletinin aranacağı kritik maçın detayları netleşti.

Al Riyadh, Kral Kupası'nda Al-Fayha ile karşılaşıyor. İşte biletlerinizi nasıl alabileceğiniz

Kral Kupası'nda heyecan artıyor. Başkent temsilcisi Al Riyadh, son 16 turundaki kritik mücadelede bölgesel rakibi Al Fayha ile karşılaşacak. Riyad'daki Prens Faysal bin Fahd Spor Şehri Stadyumu'nda oynanacak maçta, üst ligde mücadele eden iki kulüp çeyrek finale yükselmek için sahaya çıkacak.

GOAL , biletlerle ilgili tüm önemli ayrıntıları ve biletlere nasıl ulaşabileceğinizi aktarıyor.

Al Riyadh ile Al Fayha arasındaki Kral Kupası maçı, Riyad'daki Prens Faysal bin Fahd Stadyumu'nda oynanacak. Resmî başlama saati henüz açıklanmadı.

Kral Kupası maçlarının resmî biletleri öncelikle Webook gibi resmî Suudi spor bileti platformlarında ve ev sahibi kulübün belirlediği bilet satış kanallarında satılıyor. Taraftarlar, biletleri doğrudan satış fiyatından alabilmek için ön satış ve genel satış dönemlerinde bu kanalları takip etmeli.

Resmî sitedeki biletler tükenirse GrintaHub bir seçenek. İkincil platformlarda en ucuz bileti aramak, taraftarlara bu önemli eleme maçını kaçırmamak için pratik bir yol sunuyor.

Resmî bilet satış kanallarında genel giriş biletleri yaklaşık 20 ila 40 Suudi Arabistan riyalinden başlıyor. Bu fiyatlar, turnuvanın ilk eleme turlarını yerel taraftarlar için erişilebilir kılıyor.

GrintaHub gibi ikincil satış platformlarında ise bilet fiyatları yaklaşık 60 Suudi Arabistan riyalinden başlıyor. Bu platformlar, resmî kontenjanların tükenmesi hâlinde taraftarlara mevcut en ucuz bileti bulmak için alternatif bir yol sunuyor.

Al Riyadh, Suudi Pro Ligi'ndeki son beş maçında iki galibiyet, bir beraberlik ve iki mağlubiyet aldı. Son maçında Al Qadsiah'a 6-0 yenilerek bu dönemdeki en ağır mağlubiyetini yaşadı. Al-Taawoun'u 2-1, Al Kholood'u da 2-0 yenmesi, işler yolunda gittiğinde galip gelebildiğini gösterdi. Al Fayha ile 1-1 berabere kalması ve Al Diriyah'a 1-0 yenilmesi ise takımın hâlâ istikrar aradığını ortaya koyan bu beş maçlık seriyi tamamlıyor.

Al Fayha, son beş maçında bir galibiyet, iki beraberlik ve iki mağlubiyet aldı. Son maçında Al-Faisaly'yi 4-1 yenerek Al Ahli'ye 3-2 ve Al Khaleej'e 2-0 kaybettiği karşılaşmaların ardından olumlu bir sonuç elde etti. Bu beş maçta Al Hazem ile 2-2, Al Riyadh ile 1-1 berabere kaldı; toplam dokuz gol atıp yedi gol yedi.

İki takım arasında Suudi Pro Ligi'nde 11 Ekim 2026'da Al Fayha'nın sahasında oynanan son maç 1-1 sona erdi. Al Fayha, bundan önce Mayıs 2026'da yine kendi sahasında Al Riyadh'ı 4-2 mağlup etmişti. Ocak 2026'da Al Riyadh'ın ev sahipliği yaptığı karşılaşma ise 1-1 bitmişti. Son beş karşılaşmada Al Fayha iki, Al Riyadh bir galibiyet aldı; iki maç berabere sona erdi. Bu beş maçta toplam 16 gol atıldı.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER Bayern Münih, Atletico Madrid deplasmanında kazandı: Zorlu dönem sonrası kritik galibiyet
Haberler ›

Bayern Münih, Atletico Madrid deplasmanında kazandı: Zorlu dönem sonrası kritik galibiyet

Bayern Münih, Atletico Madrid deplasmanında kazandı: Zorlu dönem sonrası kritik galibiyet
📷 Fotoğraf: Goal.com Basın Arşivi

Kadro ve moral açısından sıkıntılı bir süreçten geçen Bayern Münih, Atletico Madrid'i deplasmanda 2-0 mağlup ederek önemli bir dönüşe imza attı.

Bayern Münih, kadro, moral ve sportif açıdan yaşadığı çok sayıda sıkıntının ardından Atletico Madrid deplasmanında aldığı 2-0'lık galibiyetle etkileyici bir dönüş yaptı. Özellikle üç nokta sevinç yaratıyor.

Deplasmanda Atletico Madrid'e karşı oynamak, Avrupa futbolundaki en zorlu görevlerden biri. Neredeyse 30 yıl boyunca bütün Alman takımları burada az ya da çok acı bir şekilde başarısız olmuştu. Ta ki birçok açıdan ağır darbeler alan Bayern Münih, Kasım 2026'nın bu salı gününde Estadio Metropolitano'da dikkat çekici bir 2-0'lık galibiyet elde edene kadar.

Münih ekibi açısından maç öncesindeki tablo daha kötü olamazdı. Son haftalarda Bayern Münih, neredeyse aralıksız olarak farklı türden kötü haberlerle sarsılmıştı. Joshua Kimmich'in babasının ölümü, teknik direktör Vincent Kompany'nin yere yığılması, özellikle hücum hattını ciddi biçimde eksilten sakatlıklar... Bunlara FC Augsburg ve Viking Stavanger karşısındaki hatalar ile cumartesi günü Borussia Dortmund'la oynanan Bundesliga zirve maçında son dakikalarda yenilen beraberlik golü gibi sportif hayal kırıklıkları da eklendi.

Ancak geçici teknik direktör Aaron Dank yönetimindeki takım, Madrid'de bir anda haftalardır kusursuz bir uyum içinde oynuyormuş ve arkasında bir galibiyet serisi varmış gibi sahaya çıktı. Bir bakıma, geçen sezonun büyük bölümündeki Bayern Münih gibi.

Maçın ardından sportif direktör Max Eberl, "Tek kelimeyle dünya çapında bir performanstı" diyerek takımını övdü. Eberl'e göre oyuncuları "ilk dakikadan son dakikaya kadar neredeyse her şeyi doğru yaptı". İyileşerek sahalara dönen kaptan Manuel Neuer ise şunları söyledi: "İlk dakikadan 93. dakikaya kadar tam bir üstünlük kurduk. Atletico karşımıza ne çıkardıysa her zaman bir yanıtımız oldu."

Münih ekibi, Atletico'ya özgü sürtüşmelere girmedi. Böylece Metropolitano'nun coşkulu taraftarları da maça iyice kapılma fırsatı bulamadı. Teknik direktör Diego Simeone'nin alışıldık duygusal tavrıyla sık sık teknik alanından sahaya yönelmesi nedeniyle Atletico'nun zaman zaman 12 kişiyle oynaması da Bayern'in dikkatini dağıtmadı. Baştan itibaren büyük üstünlük kurmalarına rağmen uzun süre pozisyon, hele gol bulamamaları da onları etkilemedi.

Beklenen golü sonunda 54. dakikada Lennart Karl attı. Üstelik bu gol, son haftalarda Bayern Münih'in diğer bütün oyuncularından daha fazla tartışılan Karl'dan geldi. Sosyal medyayı fazla kullanması, yeterince mütevazı olmaması ve daha nicesi konuşulmuştu. Onursal başkan Uli Hoeneß, 18 yaşındaki oyuncuyla "ciddi bir görüşme" yapacağını açıklamıştı. Karl şimdi yanıtını sahada verdi. Bayern Münih açısından son derece sevindirici ilk nokta buydu.

Maçın sonucunu belirleyen 2-0'lık golü ise 74. dakikada sağ bek Konrad Laimer kaydetti. Bu aynı zamanda iki yıldız Harry Kane ve Michael Olise'nin yine gol atamadığı anlamına geliyor. Laimer ile Dayot Upamecano'nun fileleri havalandırdığı Dortmund'la oynanan 2-2'lik maçta da durum aynıydı.

Kane artık üç maçtır gol atamıyor. BVB karşısında fırsatları cömertçe harcayan dünyanın en iyi futbolcusu, Madrid'de de beş şutundan sonuç alamadı. Yine de Laimer'in 2-0'ı getiren golünün asistini yaptı. Olise ise Dortmund maçını bir sakatlık yaşayarak tamamlamıştı. Buna bağlı olarak Madrid'de alışılmış çabukluğundan uzaktı. Fransız oyuncu çabalayıp sık sık topla buluşsa da driplinglerinde defalarca rakiplerine takıldı, yönünü değiştirdi ya da yere düştü.

Elbette şimdi ikisinin formu konusunda endişelenmek mümkün. Ancak son aylardaki üstün kaliteleri ve istikrarları, Kane ile Olise'nin çok yakında yeniden alışıldık performanslarına döneceklerine dair sarsılmaz bir güven veriyor. Dolayısıyla öne çıkan ikinci sevindirici nokta şu: Bayern Münih, iki büyük yıldızı en iyi formunda olmasa bile güçlü rakipleri yenebiliyor. Üstelik bunu Luis Diaz, Jamal Musiala, Serge Gnabry ve Ismael Saibari olmadan da yapabiliyor.

Gelelim üçüncü sevindirici noktaya: Üst üste yedi maçta en az bir gol yiyen Bayern Münih, Madrid'de yeniden kalesini gole kapattı. Bunda en büyük pay, Metropolitano'da Münih ekibinin en iyi oyuncusu olan savunmanın lideri Dayot Upamecano'ya aitti.

Son dönemde performansı düşen stoper partneri Jonathan Tah ise maça tutuk başladıktan sonra giderek daha iyi oynadı ve Min-Jae Kim'le girdiği forma rekabetinde yeniden kendini gösterdi. İki bek Laimer ve Josip Stanisic, savunma görevlerini ihmal etmeden hücuma büyük istekle katıldı. Bu nedenle sahalara dönen kaleci Manuel Neuer'e neredeyse hiç iş düşmedi.

Bu galibiyetle Bayern Münih, en azından şimdilik, tabloda son 16 turuna doğrudan katılım için yeterli olan sekizinci sıraya yükseldi. Münih ekibi, son haftalarda yaşadığı bütün aksiliklerin ardından Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun en büyük favorilerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Bayern Münih, 5 Haziran 2027'de final için Metropolitano'ya dönerse bu galibiyet, sezonun duygusal dönüm noktası olarak anılabilir.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →
SIRADAKİ HABER İspanya İkinci Ligi'nde Acı Kayıp: Tenerife Futbolcusu Jesus de Miguel Hayatını Kaybetti
Haberler ›

İspanya İkinci Ligi'nde Acı Kayıp: Tenerife Futbolcusu Jesus de Miguel Hayatını Kaybetti

İspanya İkinci Ligi'nde Acı Kayıp: Tenerife Futbolcusu Jesus de Miguel Hayatını Kaybetti
📷 Fotoğraf: Goal.com Basın Arşivi

Segunda Division'daki maçta kaleciyle çarpışarak ağır yaralanan Tenerife forveti Jesus de Miguel, hastanede yaşamını yitirdi.

Haberlere göre Andorra kalecisi Jesus Owono, Tenerife forveti Jesus de Miguel'in trajik ölümünün ardından büyük yıkım yaşadı. 30 yaşındaki forvet, İspanya ikinci liginde iki oyuncunun uzatma dakikalarında yaşadığı dehşet verici çarpışmada ağır yaralanmasının ardından salı sabahı hayatını kaybetti.

Pazartesi günü oynanan Segunda Division karşılaşmasının uzatma dakikalarında Owono ceza sahasından çıkarak De Miguel ile sert biçimde çarpıştı. Bu müdahale 25 yaşındaki kalecinin kırmızı kart görmesine yol açarken Tenerife forveti hareketsiz kaldı. Sağlık ekipleri, ciddi baş ve göğüs yaralanmaları yaşayan futbolcuya müdahale ettikten sonra onu yoğun bakıma kaldırdı.

Sahada kalbi durduktan sonra yeniden hayata döndürülen De Miguel'in durumu gece boyunca kötüleşti. Salı sabahı hayatını kaybetti. Karşılaşma, skor 2-2 iken tatil edildi.

Tenerife, 30 yaşındaki hücum oyuncusunun ölümünü salı günü doğruladı ve derin üzüntüsünü dile getirdi. Kulüp, futbol camiasına desteği için teşekkür ederken oyuncunun yakınları için mahremiyet talep etti.

Kulübün resmî açıklamasında, “Acı içindeyiz, boğazımız düğümlendi ve bunun gerçek olduğuna inanamıyoruz. CD Tenerife olarak Jesus de Miguel Alameda'nın trajik biçimde hayatını kaybettiğini... duyuruyoruz” denildi. Açıklama, “Teselli edecek söz yok; içimizi kaplayan bu derin üzüntüyü hafifletebilecek hiçbir şey yok” ifadeleriyle devam etti.

Andorra da kısa süre sonra bir taziye mesajı yayımladı: “Kalbimiz kırık, yıkılmış durumdayız. Jesus de Miguel'in ailesine, tüm takım arkadaşlarına, dostlarına ve CD Tenerife'ye en içten başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.”

İspanyol yayın organı AS 'a göre olay Owono'yu derinden sarstı; kaleci soyunma odasında ağladı ve dua etti. Ekvator Ginesi millî futbolcusuna yakın, adı açıklanmayan bir kaynak ise onun kişiliğini savunarak “O, başkalarını önemseyen, çok iyi kalpli biri. Kötü niyeti yok” dedi.

Andorra, müdahalenin ardında kötü niyet bulunmadığını vurguladı. Buna rağmen Owono, internette yoğun hakaretlere maruz kaldı ve Instagram profilini silmek zorunda kaldı. Başlangıçta De Miguel'in ailesiyle özel olarak iletişime geçip desteğini sunmayı planlıyordu, ancak forvetin hayatını kaybetmesi bu planları tamamen değiştirdi.

Yaşanan trajedi, iki kulüp için de sahadaki tüm konuların önüne geçti. Alaves'ten kiralık olarak forma giydiği dönemin ardından bu yaz Andorra'ya kalıcı olarak katılan Owono, sahalara dönmeye ruhen hazır olup olmamasından bağımsız olarak kırmızı kartı nedeniyle cezalı duruma düşecek.

Andorra'nın pazar günü ligde Mallorca'yı ağırlaması planlanıyor, ancak takımın maça çıkmaya hazır olup olmayacağı belirsiz. Yaşananların Owono, takım arkadaşları ve büyük üzüntü içindeki Tenerife kadrosu üzerindeki duygusal etkisi, İspanyol futbol yetkililerinin yaklaşan maç takvimini nasıl ele alacağını kuşkusuz belirleyecek.

Bal-balan terbaik adalah bal-balan yang chaos . Dan ch-nya Chelsea adalah singkatan untuk chaos. Lebih sering duduk manis main Dungeons & Dragons dan mendengarkan Majelis Lidah Berduri ketimbang nonton pertandingan.

Bu haber Yapay Zeka tarafından derlenmiştir. Görseller sahiplerine aittir.
Orijinal Kaynağa Git →